Tarihe Kısa Bir Mola

Üniversite sınavlarına hazırlanmam nedeniyle uzunca bir süredir bloga yazı ekleyemiyorum. Bu durum yaklaşık 4 ay daha sürecek. Malesef 2011 haziranına kadar yeni yazı ekleyemeyeceğim.

Madem uzun bir süreden sonra ilk kez ileti yolladık, tarihten ufak bir anı da paylaşalım.

Yıl 1914, aylardan aralık. Cihan Harbi tüm şiddetiyle sürmekteyken taraflar Noel nedeniyle karşılıklı olarak 24 saat gayrıresmi ateşkes ilan ederler. Uzun bir süredir patlama seslerine alışık olan askerleri ilk önce Almanlar Noel şarkılarıyla şaşırttı. Bu şarkılara karşılık İngilizlerden geldi. Ülkeleri işgal edilen Fransa ve Belçika askerleriyse Almanlar’a uymak istememişti. Ortam biraz daha yumuşayınca askerler siperlerden çıkarak birbirlerine hediyeler vermeye başlamışlardı. En sonunda İngilizler dayanamadı ve meşin yuvarlağa vurmaya başladılar. Almanlara maç teklif edildi, yanıt olumluydu. Maçın sonunda kazanan Almanlar olmuş, Almanya İngiltere karşısındaki ilk futbol müsabakası galibiyetini iki siper arasında top oynayan, asker üniformalı futbolcularıyla almıştı.

Yıl 1914. Alman ve İngiliz askerler iki siper arasında futbol oynuyor.

Reklamlar
Genel Tarih içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kuraldışı bir şehzade

Bu yazı NTV Tarih dergisinin Ağustos 2010 sayısından alınmıştır

Sultan Abdülaziz’in şehzadeliğinde, Dürrinev adlı cariye eşinden bir oğlunun doğması, hanedan töresi açısından başlıbaşına bir sorun yarattı. Çünkü yetişkin şehzadler, cariyelerle ilişkilerine göz yumulsa da çocuk sahibi olamazlardı. Bu saray yasağı I. Ahmed’den (1603-1617) sonra uygulanmaya başlayan ekberiyet düzeninin gereğiydi ve bir şehzadenin ileride tahta geçmesi için ilk koşul babasının padişahlığında dünyaya gelmiş olmasıydı. Bu nedenle şehzadeler, babaları padişahken veya öldükten, tahhtan indirildikten sonra, sarayda gözaltı tutuldukları kafes denen dairede, cariyelerle ilişkilerinden çocuk sahibi olamaz, harem kuramazlardı.

Yusuf İzzeddin, hanedanın 240 yıllık kuralını bozmuş ilk “şehzade oğlu şehzade” idi. Tanzimat padişahı Abdülmecid, kardeşi veliah şehzade Abdülaziz’in, annesi ve cariye eşleriyle saraydaki dairesinde özgürce yaşamasına izin vermiş, Yusuf İzzeddin’in doğumuna da ses çıkarmamıştı. Ancak bu doğum gizli tutuldu. Bu kaçak şehzade, dört yaşına değin Eyüp’te ulemadan Zilelizade Kadri Efendi’nin evinde büyütüldü. Abdülaziz 1861’de tahta geçince varlığı ortaya çıktı.

Şehzade Yusuf İzzeddin

Babasının ölümünden (1876) sonra şehzade oğlu olarak dünyaya gelmesinin günün birinde tahta geçmesini önleyeceğini düşünmeye başlayan Yusuf İzzeddin bu kaygısında haklıydı. Çünkü tahta geçen padişahların hepsi, babalarının padişahlığında dünyaya gelmişler, doğumları şenliklerle, toplar atılarak, fermanlar yayımlanarak resmen ilan edilmişti. Oysa Yusuf İzzeddin’in doğumu resmen ilan edilmediği, veladet şenliği düzenlenmediği gibi, varlığı da dört yıl gizlenmişti.

İkinci sorun, amcazadesi II. Addülhamid döneminde (1876-1909) yetişkin şehzadeler arasında başlayan Mecidiler – Aziziler kırgınlığıydı. Yusuf İzzeddin Aziziler kolunun reisiydi. 1909’da V. Mehmed Reşad tahta çıkınca en yaşlı şehzade olarak veliaht ilan edildi. İktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası’yla yıldızı barışmadı ama veliaht sıfatıyla pek çok resmi gezi yaptı. 1910’da İngiltere Kralı VII. Edward’ın cenaze töreni için Londra’ya gitti. Viyana’da İmparator Franz Joseph’i Belgrad’da Sırbistan kralını, Sofya’da Bulgaristan prensini ziyaret etti. 1912’de, Avrupa gezisine çıktı. 1913’te Edirne’nin kurtalışı törenine katıldı. 1915’te Gelibolu savunma hatlarını Alman İmparatoru II. Wilhelm’le gezi. Ancak “beni tahta oturtmayacaklar” kuruntusundan kurtulamadı. Onu ölümle sürükleyen de, büyük ihtimalle bu sabit fikirdi.

Necdet Sakaoğlu

Yusuf İzzeddin’in intihar mektubu

“Vücutça hiçbir ıstırabım yoktur, fakat bulunduğum hal tahammül edilemez derecededi. Vaktiyle servet biriktiremediğim ve uğrayacağım felaketi bilemediğimden bugün  gayet elim bir halde bulunuyorum. İntihat hoş görülmeyen bir haldir. Fakat bazı kere insanı mecbur eder. Bu hayata tahammül bir insan-ı kamil için hayr-ı mümkündür. Vatanım için her türlü fedakarlığı yapmyaa hazır olduğum, akıl ve fikrim tam olduğu halde bu ıstıraba tahammül mümkün müdür? Cenab-ı Hakk’ın mağfiretine sığınarak intihar ediyorum. Cenab-ı Hak kusurumu affetsin”

Kişisel Tarih içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Osmanlı Borçlarını Yalnız Türkiye Cumhuriyet Ödemedi

Bu yazı Emre Kongar'ın "Tarihimizle Yüzleşmek"
 adlı kitabından alınmıştır

Yakın tarihimizin çok iyi bilinmeyen bölümlerinden biri de Osmanlı borçlarının Lozan’dan sonraki durumudur. Önce Lozan’ı kısaca anımsayalım: Lozan’da Osmanlı borçları konusunda İsmet Paşa’nın iki büyük başarısı vardır.

Birinci olarak bu borçlar, Lozan’la kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin dışında kalan ve eski Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları üzerinde bulunan ülkeler arasında da paylaştırılmıştır.

İkinci olarak bu paylaşma, sadece faizleri değil, ana parayı da kapsayacak biçimde hesaplanmıştır. Türk Ansiklopedisi‘nden aldığım aşağıdaki liste, Osmanlı borçlarının her devlete düşen hissesini göstermektedir:

  • Türkiye – 84,597,495 TL
  • Suriye – Lübnan – 11,108,858 TL
  • Yunanistan – 11,054,534 TL
  • Irak – 6,772,142 TL
  • Yugoslavya 5,435,597 TL
  • Filistin – 3,284,429 TL
  • Bulgaristan – 1,776,354 TL
  • Arnavutluk – 1,633,233 TL
  • Hicaz (S. Arabistan) – 1,499,518 TL
  • Yemen – 1,182,104 TL
  • Ürdün – 733,610 TL
  • İtalya – 243,200 TL
  • Necit (S. Arabistan) – 129,150 TL
  • Maan (Güney Arabistan) – 128,728 TL
  • Asir (S. Arabistan) – 26,138 TL

Lozan’dan sonra Duyun-u Umumiye idaresi kaldırıldı ve yerine Paris’te bir yönetim kuruldu. Duyun-u Umumiye’nin bütün malları ve kadroları Türkiye’ye devredildi.

Günümüzde, Duyun-u Umumiye binası İstanbul Erkek Lisesi'nce kullanılmaktadır

Daha sonra 1933’te Osmanlı borçları yeniden gözden geçirildi ve bu tarihten sonra yapılan muntazam ödemelerle, konulan süreden 29 yıl önce, 1954 yılında genç Cumhuriyet kendi payına düşen bütün borçları ödedi. İtalya 1926’da, Filistin 1928’de, Suriye ve Lübnan 1933’te, Irak 1934’te, Ürdün ve Maan 1945’te, Bulgaristan 1955’te, Yugoslavya 1960’ta borçlarını ödemişlerdir. Bunlara karşılık, Yunanistan, Suudi arabistan (Hicaz, Necit, Asir), Arnavutluk ve Yemen hiçbir bırç ödemesinde bulunmamışlardır. Görüldüğü gibi, Batılı alacaklılar, borçlar konusunda bile ülkeler arasında ayrımcılık yapmışlar ve aralarında Yunanistan’ın da bulunduğu bazı ülkeler hiçbir ödeme yapmadan bu yükümlülükklerinden kurtulmuşlkarır. Bu da tarihin tatsız (ve ülkemizdeki “resmi tarih” anlayışının üzerinde pek de durmadığı) olaylardan biridir.

Genel Tarih içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Savaşın Akışını Değiştiren 10 Çarpışma (Bölüm V)

[2] Midway Muharebesi
[1] Stalingrad Muharebesi

2 – Midway Muharebesi

Midway Muharebesi

Genellikle Pasifik cephesinin dönüm noktası olarak bilinen muharebe, tam da Amerikalıların morale en çok ihtiyaç duyduğu zamanda yaşanmıştır. Çarpışma 4 – 7 Temmuz 1942 tarihleri arasında, yani Pearl Harbor’dan 7 ay sonrasına denk gelir. Çarpışmanın sebebi bir Japon keşif uçağının, Amerikan Donanması’nın yerini üslerine radyo ile haber vermeye çalışırken radyosunun bozulmasıdır. Böylece Japonların Amerikanları bulma şansı kalmamış; fakat Amerikalılar onları bulmuştu. Birden bir bütün Amerikan uçakları Japonların başına örtüştü.

Midway Muharebesi

Japonlar o sırada bombalamaya uygun toplarla Midway Adası’nı bombalıyorlardı. Ani Amerikan baskını, Japon gemilerini uçak gemilerini uzaklaştırmak için anti-zırhlı topa geçmek zorunda bıraktı. Bu değişiklik onlara 4 uçak gemilerini, bu gemilerdeki 248 uçaklarını ve 1 ağır kruvazörlerini kaybettirecek kadar zaman kaybettirdi. ABD ise sadece USS Yorktown (uçak gemisi), USS Hamman (destroyer), 150 uçak ve 307 asker kaybetmişti. Japonların askeri kaybı 3,057’ydi ve bu sayının içinde ellerindeki en iyi pilotlar da vardı. Midway Muharebesi’nden sonra Japonlar, Amerikalıların karşısına onlarla başa çıkacak bir deniz filosu daha çıkaramadılar.

1 – STALINGRAD MUHAREBESİ

Stalingrad Muharebesi

Savaş tarihinin en görkemli, en korkunç ve sarfedilen efor ile cesaret açısından en çok saygı duyulan, dehşet uyandırıcı zalimliğın sahneye konulduğu ve insan hayatının en çok görmezden gelindiği muharebe: Stalingrad Muharebesi. Dondurucu Rusya’da, 17 Temmuz 1942’den başlayıp, 2 Şubat 1943’e kadar yaklaşık 200 gün sürdü. Reich çatısı altında toplanan 1,011,000 askere karşı 1,103,000 Sovyet askeri amansız bir mücadele verdi.

Sovyet taaruzu

Sovyet zaferini tek bir nedene indirgemek imkansızdır. Tarihte yaşanmış en sert kışlardan olan 1943 Ocak ve Şubat kışları büyük bir rol alsa da, Sovyetlerin arkasında bitmek bilmez bir erzak ve asker takviyesi vardı. Buna karşın Mihver generallerinin elinde kış bitene kadar takviye edilemeyecek olan bir ordu bulunuyordu. Stalin’in hala konuşulan 227. Emri: “Tek bir adım bile geri çekilmek yok”, Sovyet sivillerini bile çarpışmaya dahil etmiştir. Geri çekildiği görülen her asker, üstü tarafından vurulmuştur. Aynı şey, Stalin’in verdiği emirler doğrultusunda, askerlerinin daha iyi çarpışmasını sağlamak için savaştan kaçan Rus sivillere de uygulanmıştır.

Hitlerin Wehrmacht’a anlattığı “Ruslar alt-insandır” masalı doğru değil gibi gözüküyordu, zaten Almanlar da çatışma çetinleştikçe bunu daha iyi anlıyordu. Sovyetler teknolojinin ve liderlik edecek yetkin bir komutanın eksikliğini çekse de bu açıklarını sayısal üstünlükleri ve cesaretleriyle kapatıyorlardı. Bunun yanı sıra Ruslar, Panzer ve Tiger tanklarını alt etmek için T-34 tanklarını kullanmaya başlamışlardı. Bu tankları yeri geldiğinde Nazi bombardımanına uğrayıp ay yüzeyine dönmüş, %90’ı tuğla, tahta, taş ve çelik yığınlarından oluşan, bazen bu yığınların 10,5 metreye kadar çıktığı şehre bile konuşlandırdılar. Almanlar tanklarını hareket ettiremezken, Sovyet ordusu kendilerinkini caddelerin köşelerine, fabrikaların içine götürüp avlarının yaklaşmasını bekliyordu.

Stalingrad Bombardımanı

“Stalin’in şehri”nde geçen savaş bütün dünyada yankı uyandırdı ve kendine büyük bir ün yaptı. Ruslar, kayıpları ne kadar büyük olursa olsun “geri çekilmek yok” prensibini uyguluyorlardı. Defanslarını çok katlı apartman bloklarına, fabrikalara, depolara, sokak köşelerindeki yapılara ve ofislere taşımışlardı. Bunları otomatik tüfekler, anti-tank roketleri, havan topları, kara mayınları, dikenli teller, keskin nişancı tüfekleri, makineli tüfeklerle sayıları 5’ten 10’a kadar değişen askerler ve el bombacılarıyla savunuyorlar ve her bir yapı için bunu teker teker yapıyorlardı. Çarpışmalar her yerdeydi; sokaklarda, fabrikalarda, evlerde, bodrum katlarında ve merdiven boşluklarında. Kanalizasyon sistemi çarpışmalar için birer labirente dönüştürülmüştü. Naziler buna “Rattenkrieg” diyorlardı, yani “Sıçan Savaşı”.

Bu umutsuz kaosun içinde, bütün savaş hatları ortadan kalktı. Zırhlı araçlarla desteklenen ve hızlı ilerleyişleriyle ün salmış Alman mobilize birlikleri bombaların arta bıraktığı yıkık dökük duvarlar ve yarısı yerle bir olmuş apartmanlar arasında çarpışarak adım adım ilerlemek zorunda kaldı. Alman bombardımanlarından kısmen kurtulan binalar hala Rus askeri kaynıyordu. Almanlar birinci kattaysa Ruslar ikinci kattaydı. Almanlar ikinci katı ele geçirdiklerinde üçüncü katta yine Rusları buluyorlardı. Süngüyle savaştılar; süngü takılmış tüfekleri ellerinde olmayınca birbirlerini camlardan tankların üstüne fırlattılar.

Şehrin kuzeyindeki üç fabrika, Luftwaffe onları yok oluşa bombalarken, hala tanklar ve anti-tank birlikleri arasında devasa çarpışmalara sahne oluyordu.

Vasily Zaitsev

Sovyet keskin nişancıları enkazları kendi işleri için biçilmiş kaftan olarak gördüler ve tek bir Rus, Vassily Zaitsev, kendi başına, çoğunluğu subaylardan oluşan 242 Alman’ı vurdu. Şehre gönderilen Rusların ortalama yaşam süresi 12 saatti. Almanlar çarpışmaların başladığı günden sonraki 2 ay boyunca durumu idare ettilerse de, Zhukov ve Vasilevsky Sibirya’nın steplerinden 1 milyon Rus askerini daha savaşa katarak kuşatmaya gelenleri kuşattı. Manstein, Almanların sahip olduğu en iyi general, Rus kuşatmasını yararak şehrin içinde kapana kısılmış durumda bulunan General Paulus’a yardım götürmeye çalışsa da, Rus kuvvetleri karşısında anında geri çekilmek zorunda kaldı.

Harap ve bitap Alman askeri

Alman 6. ordusu ölüme mahkumdu. Şehre artık “Der Kessel” yani “kazan” diyorları. Kış bastırdıkça, açlık ve soğuk ısırığyla da savaşmak zorunda kaldılar. En sonunda açlıktan, bıçağı hissetmeyecek kadar uyuşmuş durumdaki ayak parmaklarını yemeye başladılar. Alman uçakları havadan askerlere erzak atsa da, miktar kesinlikle yeterli değildi. Naziler açlıktan o kadar bitap düşmüştü ki, erzak sandıklarını açmaya bile mecalleri yoktu. Erzak atan kargo uçaklarının çoğu da Ruslar tarafından düşürüldü.

Düşen bir Alman uçağı

Sovyet askerleri kış için doğru araç-gereç ve kıyafete sahipti ve dondurucu havada nasıl sağ kalacaklarını iyi biliyorlardı. Ve en sonunda, Paulus askerlerine teslim olma emrini verdi. Şehrin tamamı yerle bir olmuştu.

Şehir yeniden Rusların

12 yıl sonra, 1954 yılında bir kaza sonucu iki asker mezardan çıkarıldı. Biri Alman, biri Sovyet askeriydi. İkisi de birbirini göğüslerinden süngülemişti. İkisi de beraber ölmüştü. Ve ikisi de yakınlara düşen bir havan topu mermisinden çıkan alevlerce yakılmıştı.

Bu muharebe Wehrmacht’ın karadaki ilk büyük yenilgisiydi ve bütün insiyatifi Sovyetlerin eline geçirdi. Bu muharebeye kadar, Sovyet ordusu komik ve tehlikeli sonuçlar doğuran başarısızlıklarıyla biliniyordu. Doğu Cephesinde hızlı bir ilerleyiş başlayınca, Hitler Batı Cephesi’ne konsantre olamadı ve iki cepheli bir savaşı kazanma şansı da kalmadı. Yavaşça ve acılı bir şekilde, Sovyetler Birliği istilacıları Rusya’dan çıkardı, Almanya’yı savunmak zorunda bıraktı ve en sonunda Berlin’i kuşattı.

Bu yazı www.listverse.com adresinden alınmıştır.
Tarafımca Türkçe'ye çevrilmiştir.
Harp Tarihi içinde yayınlandı | 4 Yorum

Savaşın Akışını Değiştiren 10 Çarpışma (Bölüm IV)

[4] Britanya Hava Muharebesi
[3] Trafalgar Deniz Muharebesi

1. Bölüm için tıklayınız
2. Bölüm için tıklayınız
3. Bölüm için tıklayınız

4 – Britanya Hava Muharebesi

Britanya Hava Muharebesi

Tarihin en şanlı hava muharebelerinden biri olan Britanya Hava Muharebesi, Britanya Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin Hermann Goering komutası altındaki Nazi Luftwaffe’ye karşı; Britanya Adaları’nı korumak ve Batı Avrupa’yı olabildiğince uzun süre elde tutmak için üç buçuk ay bayunca, 10 Temmuz’dan 31 Ekim 1940’a kadar tek grup halinde savaşmasıdır. Britanyalıların toplam 1,963 uçağına karşın Almanların 4,074 uçağı vardı. Fakat Britanya o dönemde dünyanın en gelişmiş radar sistemine sahipti. Bu sistemi yaklaşan düşmanın nitelik ve niceliklerini saptamak için kullanıp, ona göre hareket etmişlerdir.

Hermann Goering

11 Ağustos’a kadar, Alman uçakları BKHK’yi Britanya kıyı şeridindeki hava limanlarını bombalayacak kadar geriye itmişti. BKHK’nin uçakları oldukça zayıft; ama buna rağmen kaçmayı reddettiler ve hava limanlrını savunmak için çaresizce savaştılar. 6 Eylül’de, BKHK muharebeyi oldukça kötü bir şekilde kaybediyordu. Luftwaffe’nin yapması gereken tek şey kalan Britanya hava limanlarını da bombalamatı. Ama Hitler üzerindeki baskıya daha fazla dayanamadı ve planlarını değiştirdi. Yeni hedef Londra’ydı. Hitler Britanya halkının moralini yerle bir etmek istiyordu.

Bu işe yaramadı, üstüne üstlük BKHK kaybettikleri hava limanlarını tekrar kurmuş, zarar görmeyenleriyse tam kapasiteyle kullanmaya başlayarak Luftwaffe uçaklarını hurdaya çevirmişti. Goering pilotlarından bu savaşı kazanmaları için ne gerekiyorsa yapmalarını istedi, pilatolara göre gerekli olan şeyse “Spitfire”lardı!

Spitfire

Bu mağlubiyetlerden sonra Hitler’in Britanya’yı işgal etme planları suya düştü. Sovyetleri işgal etmeyi düşünse de, savaşı asla istediği gibi tek cepheye düşüremedi ve hem Britanya’yı hem de Sovyetler’i aynı anda yenmeyi bir daha düşünmedi.

3 – Trafalgar Deniz Muharebesi

Trafalgar Deniz Muharebesi

Napolyon tarihin en büyük generallerinden biri olsa da Fransız Donanması ile hiç bir işi olmamıştır. Napolyon bu işi zamanın en iyi donanması kabul edilen Britanya Kraliyet Donanması’nı 21 Ekim 1805’te Trafalgar Burnu, İspanya’da Fransız ve İspanyol gemilerini kontrol eden Pierre Villeneuve’e bırakmıştır.

Pierre Villeneuve

Britanyalıların 27 hat gemisine karşın Fransız ve İspanyolların toplam 33 kombine gemisi vardı. Bu gemilerin her biri 100 top taşırdı ve sadece bir gemi, bir ordunun bütün kara kuvvetlerinden daha kuvvetliydi ve sadece birkaç yüz feetlik bir alan kaplıyordu. Bu gemilerin savaştaki kuralları, diğer bir gemiyle yan yana gelerek elde ne var yoksa düşmanın üstüne ateşlemekti. Bu içlerinden biri batana kadar sürerdi.

Kumandadaki Lord Nelson, düşmanın İngiltere’ye doğru yelken açtığını farkettiğinde, denizcilik mottası olan “hiçbir zaman T’yi geçmelerine izin verme” kuralını kasten bozdu. T geçildiği zaman, karşı taraftaki gemi bütün toplarını tek bir yöne çevirerek sizin geminize ateş açar, bunun karşılığında siz sadece ön taraftaki topları ateşleyebililrdiniz.

Lord Nelson

Ama Nelson’un doğru tahminlerine göre Fransız ve İspanyol gemileri, Britanyalıların kullandığı çakmalı toplara karşın hala eski moda fünyeli toplar kullanıyordu. Bu toplarda hedef tutturmak bilhassa zordu. Zira, topçu ilk olarak fünyeyi yakmalı ve sonra da fünyenin baruta ulaşmasını beklemeliydi. Bütün bu süre zarfında karşınızdaki geminin hareket ettiğini ve dalgaların gemiyi yalpalattığını da unutmayın!

Nelson’un donanması düşmana doğru yaklaşırken bir kaç önemsiz isabet aldı. Ama yeterince yaklaştıklarında ortalığı cehenneme çevirdiler. Her Britanya gemisi kendine bir düşman seçerek, karşısındaki gemiyle paralel durdu ve ateş açtı. Nelson bir Fransız keskin nişancısı tarafından vurulsa da donanması düşman hatlarını yardı ve düşmanı parça parça yok etti. İspanyol komutan Federico Gravina ölümcül bir yara aldı, Fransız amiral Villeneuve ise canlı ele geçirildi.

T formasyonu

Britanyalılar bu çarpışmada hiç gemi kaybetti. Karşılarındaki donanmadansa 1 gemi batırıp 21 gemi ele geçirdiler. Ele geçirilen gemiler oldukça kullanışlıydı ve batırılmaları büyük bir kayıp olurdu. 7,000 İspanyol ve Fransız denizci ele geçirildi, 3,200’ü öldürüldü. Buna karşın sadece 458 Britanyalı öldü.

Bu galibiyet Britanya Kraliyet Donanması tarihindeki en net zaferlerden biridir. Geri kalan bütün zaferler Trafalgar ile mukayese edilmiştir. Bu yenilgiden sonra bütün Napolyon Savaşları boyunca Fransız ve İspanyollar, Britanya’ya tehdit oluşturacak bir  donanma daha toplayamadı.

Bu yazı www.listverse.com adresinden alınmıştır.
Tarafımca Türkçe'ye çevrilmiştir
Harp Tarihi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Savaşın Akışını Değiştiren 10 Çarpışma (Bölüm III)

[6] Salamis Deniz Muharebesi
[5] Gettysburg Muharebesi

1. Bölüm için tıklayınız
2. Bölüm için tıklayınız

6 – Salamis Deniz Muharebesi


Okumaya devam et

Harp Tarihi içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Savaşın Akışını Değiştiren 10 Çarpışma (Bölüm II)

[8] Leyte Körfezi Deniz Muharebesi
[7] Ludendorff Taaruzu
– 1. Bölüm için tıklayınız

8 – Leyte Körfezi Deniz Muharebesi

Leyte Körfezi Deniz Muharebesi

Leyte Körfezi Deniz Muharebesi: çarpışmaya dahil olmuş gemilerin toplam ağırlığı ve çarğışmanın kapladığı alan bakımından tarihteki en büyük deniz savaşıdır -yüksek ihtimalle de uzun süre öyle kalacaktır. ABD donanması, Japon İmparatorluk Donanması ile 23 – 26 Ekim 1944’te Filipinler Takımadalarında karşılaştı. Dört muharebe yaşandı; bunların ikincisi olan Surigao Boğazı Muharebesi, iki denizüstü zırhlı donanmasının yine donanma ateşiyle savaştığı tarihteki son deniz savaşıdır.

Sibuyan Denizi’ndeki ilk çarpışmada Amerikan uçakları Japon Merkez Donanmasını pike yaparak bombalamış, tarihin en büyük iki zırhlısından biri olan Musashi’yi batırmış, ikizi Yamato ise kurtulmuştur. Bu çarpışmada Japon kruvazörü Myoko da Musashi ile batmıştır. Fakat bu iki kayba rağmen devasa Japon Donanması pek de endişeli değildi.

IJN Musashi

Aynı gece, Takeo Kurita Kuzey’den San Bernardino Geçidi’ne kadar olan kıskacı kapatırken, Güney Japon Donanması da Suriago Boğazı’nı geçerek Leyte Adası’nı kuşatmak için girişimde bulundu. Fakat ne yazık ki 6 savaş zırhlısı, 4 ağır kruvazör, 4 hafif kruvazör, 28 destroyer ve 39 torpido botundan oluşan American filosunun ortasına doğru akıma kapıldı ve görüşlerine girdi. Amerikalıların ateş açılması için verdikleri emi “Pearl Harbor”du. Ateş sonucunda Japon Güney Donanması’nın yarısı sulara gömülmüştü.

Lt. Cdr. Ernest E. Evans

Ertesi sabah, son iki muharebe de yaşandı. Amiral Halsey, San Bernardino Boğazı’nı savunmasız bırakarak Güneye, Ozawa’nın yem olarak sürdüğü filoyu takip ederek bazı hatalar yapmıştı. Halsey onu yakaladı ve uçak gemilerinin uçak gemileriyle karşılaştığı muharebede büyük bir balyoz darbesi aldı. Aslında ona verilen emir, deniz piyadelerinin savaştığı Leyte sahilini korumaktı.

Merkez Filosu’nun karşısında artık kimse yoktu. Boğaza doğru ilerlediler ve sahilin güneyinden geçtiler. Aslında bir kaç salvoyla deniz piyadelerine cehennemi yaşatabilirdi. Ama bunun yerine eskort taşıyıcılar, destroyer ve destroyer eskortlarından oluşan ve deniz piyadelerini destekleyen ufak bir Amerikan filosuna doğru ilerlediler. Yaşanacak çarpışma harp tarihindeki en feci Davud-Goliath karşılaşmalarından biri o lacaktı.

USS Johnston’ın başındaki Lt. Cdr. Ernest E. Evans’ın çabaları sonucunda Amerikalılar geri çekilmeyi reddetti. Johnston gemisi için Japon Filosunun arasına dalması aslında bir kargo gemisinin bir savaş zırhlısına saldırması gibiydi, ama bu Evans’tan gelen bir emirdi ve yapılması gerekliydi. Johnston Japon Filosunun karşısında ufak Amerikan Filosuyla tam iki buçuk saat dayandı. Gemisi batan Evans öldü ve ölümünden sonra şahsına Onur Madalyası verildi. Geri kalan Amerikan gemilerinden beşi daha battı, ama karşıdan da dört gemi batırmayı başarmışlardı. Bu uğraşları sonucunda Japon gemileri çarpışmayı sürdürerek daha fazla kayıp vermekten korktu ve geri çekildi.

Leyte Körfezi, Japon İmparatorluğu’nu bütün petrol rezervlerinden mahrum bırakarak Amerikalılara inanılmaz bir avantaj verdi. Filipinler olmayınca, Japonlar çok daha hızlı çökmeye başladı.

7- Ludendorff Taaruzu

Erich Ludendorff

Birinci Dünya Savaşı’nın 1918 Bahar Taaruzu -daha sonra Alman komutan Erich Ludendorff’un adıyla anılmıştır- Almanların geçmiş 4 yılın çıkmazını kırmak ve müttefik ordusunu bozguna uğratmak için son girişimidir. Ludendorff, Amerikalılar devasa endüstrisiyle işe karışmadan alabildiğince toprak alabilmek için bu saldırıya zorlanmıştır.

Brest-Litowsk Antlaşması’nın imzalamasını takiben 50 yeni Alman tümeni Batı Cephesi’ne geri döndü. Ludendroff saldırıyı 21 Mart’ta başlattı. 5 ay sonraya, 18 Temmuz’a kadar saldırı sürdü. Fransa’daki Arras’tan La Fere’ye kadar olan 43 millik Amerikan, Fransız ve İngiliz hattına yaklaşık olarak 1 milyon asker yolladı. Almanları sayı olarak yakın ama savaşmaktan yorgun eşit sayıda asker karşıladı. 1915’ten 1917’ye kadar Almanlar siper kazmış ve Müttefiklerin üzerlerine gelmesine razı olmuştu.

Almanlar hattı mükemmel derecede iyi ittiler. 1914’ten beri Batı Cephesinde aldıklarından daha fazla toprak aldılar. Ama Almanlar bölgeyi çok uzun süre ellerinde tutamadı. Zira Müttefik kuvvetleri defansif savaşıyor, Almanların üstlerine gelmesini ve kendilerini hırpalamalarına izin veriyordu. Roller tamamen değiştirmişti.

John Pershing

5 ayın sonunda, Almanlar oldukça yourlmuştu, 688,341 kayıp vermişler. Müttefkilerde de 851,374 ölü, yaralı ve kayıp vardı. Bu rakamlar insanlık tarihindeki en ölümcül çarpışmanın yaşandığını gösteriyor. Ama nihayetinde müttefikler, Belleau Ormanı’nda kendini gösteren General John “Blackjack” Pershing komutasındaki Amerikanlarca Haziran ayında desteklendi. Anında karşı saldırıya geçen Müttefik kuvvetleri, Ağustosun sonlarına doğru Almanlar’ın aldığı bütün toprakları geri kazandılar.

Ardından Almanların moralini yokeden ve evlerine gönderen Yüz Gün Taaruzunu başlattılar. Alman İmparatorluğu çöktü ve Birinci Dünya Savaşı bitti. Ludendorff Taaruzu Almanlar bir “Pyrrhic Victory” olmuştur. İlk başta büyük kazançlar sağlamış, ama sonunda kendini yok etmiştir. Eğer Ludendorff taaruzu emretmemiş olsaydı, belki de savaş birkaç yıl daha uzayaktı.

Bu yazı www.listserve.com adresinden alınmıştır.
Tarafımdan Türkçe'ye çevrilmiştir.

Okumaya devam et

Harp Tarihi içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın